Fevziye Özocak

BİYOGRAFİ 

1998 yılında Edirne’de doğdu. Lise eğitimi için Eskişehir’e gitmiş ve 2016 yılında Eskişehir Atatürk Güzel Sanatlar Lisesi’nden eğitimini başarıyla tamamlayarak mezun olmuştur. Aynı yıl Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde Resim Bölümüne başlamış ve 2020 yılında mezun olmuştur. Şu anda ise Uludağ Üniversitesi Resim Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir.

Eser Metni

Değiş tokuş ekonomisinden başlayarak karmaşık iktisadi sistemlerin geliştiği ve değer değişim araçlarının çeşitlendiği ekonomik sistem, mikro ve makro ölçekte tüm insanlığı etkiliyor. Bu gerçek; ekonomiye, sosyal hayata, siyasete, bireyler ve devletler arası ilişkilere yön veriyor.  Küreselleşme ile iç içe geçen ağlar nedeniyle bir noktada yaşanan gelişmeler dünya çapında etki doğurabiliyor. Oluşan etkinin potansiyeli çalışmalarımı başta para olmak üzere değişim araçlarına kanalize etmemi sağladı. Aynı zamanda çalışmalarım; Mashlow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi teoreminden yola çıkarak, farklı mevkilerdeki kişilerin toplumsal düzendeki yerini irdeleyerek içinde bulunduğumuz bu kurgusal düzeni eleştirmektedir. İnsanoğlu değiş tokuş ile ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamadığında ve ürettikleri mallarının değerini tam olarak elde edemediklerini düşündüklerinde paranın icadına giden yol açılmış oldu. Paranın icadı ticaret için gereken karşılıklı güvenin kaynağı ve sağlayıcısı oldu. Aynı zamanda emeğin karşılığı olarak görüldü. Var olan sonsuzluk döngüsü boyunca dönmeyi sürdürecek olan çarkın merkezi, özgürlüğünü, son ve mutlak varoluşunu, sayısız kurucu yasalara bağlar. İnsanoğlu, işleyen bu sistemin katmanları arasında kendine bir yer açmaya çalışır. Katmanlar arasında karşılaştığı koltuk(!)  güçlerini yenilgiye uğratır ve kazanılan zafer adamsendeci tavırlar sergilemesini kaçınılmaz hale getirir. Yöneticilerin istediği emekçi prototipidir bu, otorite kazandıkça gaddarlaşan çalışanlar…

Philip Zimbardo’nun çok tartışılan Stanford Hapishanesi Deneyi’ndeki gibi yaşamda her insan gerekli şartlar oluşursa ve gücü kontrolsüzleşirse zalimleşir. Deney insanların toplumun biçtiği rolleri nasıl sahiplendiğini, insanların rolün etkisinden çıkamadığını ve kontrolsüz bir şekilde istenileni yerine getirdiklerini gösteriyordu. Kapitalizm altında yaşayan insan da halinden memnun ve ona biçilen rolün tüm gerekliliklerini sorgulamadan itaat eden biri haline gelmiştir. Kapitalizmin istediği ve ürettiği insan şeklidir bu. Paranın tasarlanarak tedavüle çıkarıldığı banknotlar ve madeni paralar adeta ülkelerin kimliğini yansıtan sembollerdir. Bir banknota ve madeni paraya bakıldığında o ülkenin adına, kullandığı resmi dile, yönetim şekline, ekonomik sistemine ve resmedilen kişilerin niteliğine göre devletin savunduğu değerlere kadar birçok bilgi edinilebilir. Para, bir devleti tanımak için birçok somut değeri yansıtır. Ne var ki, küreselleşmenin hüküm sürdüğü, devletler üstü yönetim mekanizmalarının kurulduğu, ortak para biriminin devreye sokulduğu günümüz dünyasında paranın ve banknotların eski büyüsü ve birikimli ilerleyen hikayesi kalmış mıdır? Avrupa’nın köklü devletleri Avrupa Birliği sürecinin çıktılarından biri olan ortak birimini kabul ederken kendi para birimlerinden ve kendi değerlerinden uzaklaştılar mı? Bu durum yüzyılı aşkın süredir aynı banknotları tedavülde tutan ve dünyanın en geçerli para birimi olan Amerikan Dolarına ve Amerikan ulusuna övünecekleri yeni bir alan mı yarattı? Bakıp geçtiğimiz, tükettiğimiz, harcadığımız, her şeye dönüp tekrar bakmamız gerekli. Bazılarımız aç gözlüydü, bir türlü doymadı, kendine yetecek olandan fazlasına göz dikti ve başkalarına ait olanları da aldı. Kaynaklara ve zenginliğe giderken parayı ve onun gücünü sürece dahil ettiler. Paranın da gücüyle her şeyi ama her şeyi, akla gelecek ne varsa kendileri tüketmeyi istediler, hatta kendilerini bile…

Fakat tüketmek aynı zamanda tükenmenin kendisidir. Tükenmek var oluştan yok oluşa giden yoldur.